12 subat 07 hellsinki karşılaştırmalı yalnızlık
disarida soguk ruzgarlar firtinaya donusmek uzere saatlerdir yagmur yagiyor. Geldigimden beri hic boyle olmamistim. Mayasinda melankoli olanlardan degilim ama huzun zerkedildiginde kayitsiz kalanlardan da degilim.
"musait olamamak" nefret edilesi kelimeler lugatima gireli cok olmus olmali ki daha duyar duymaz etkisi keskindi, deldi gecti… Aklin kendine aciklayamadigini bir baskasina anlatabilmek zordur. Zorlarsan inandirici olmaz. Sadece kendine bile durumu anlatamadigin gercegi ortaya cikar..
"Musait olamamak" her ne kadar sartlari ifade ediyor gibi gozukse de direk cumlenin oznesiyle ilgilidir ve "mesgulum" anlamina gelir kisaca.. Uzunca ise; mesgulum ve bu mesguliyet senden daha ilgi cekici, mesguliyetimi bolme simdi yok ol...ignore! demektir..
musait olamayani da sikintiya sokar bu nedenler konusamamasina bile engel teskil edenler ortadan kaltiginda musait olmadigi icin reddettigini donup arar er kisi... ve kimi zaman ozellikle cep telefonunda insan evladinin sigindigi bir bahanedir "musait olmamak" musait olmayacaktir hic.. oldugunda da aramayacaktir bu an oyunculari, musait olamadigini. baskalarinin mutluluklarina eklemlenmis olmayi tercih edenler icine girmeye calistiklari mutluluk anlarinda kendilerinin payi oldugunu sanirlar oysaki bu koca bir yadsimadir.. balon köpüklerine eslik etmedir onlarinkisi ...
gercek dunyalari "musait olmamak" tipasiyla siselenmis durmaktadir...
gaz yapmaktadir.. dokunsan patlayacak!
sinif sinif....
Hep, bir sey yapmak gerek de yapmiyormusum gibi...hissinden ne zaman kurtulacak rahatsiz ruhum. Yasadigim hayatin, hayati yasadigim insanlarin gercekligini kabullenmekte hic zorlanmazken kendi yol actiklarimi yadsimaya neden bu kadar meyilliyim.
Direnc gostermek yerine suyu akisina birakmak neden zor geliyor. Mudahale etmeden duramaz miyim? Olur muyum!OOff offf.. haraket ariyorum... Geldigimden bu yana tv yi acmiyorum... bir o gece, yilbasi gunu aklimda, saddamin goruntuleri kaldi Mui nin tv sinden..
Sabahin uc bucuguna yatip sabahin sekizinde uyandim. Hakaniemi Silta’ dan sehir merkezine dogru giden marina yolunda bir kac arabadan baska kipirdayan bir sey yok.Hayir var. Yeni yilin ilk gununde sabahin sekiz bucugunda motorlu kayiklariyla denize acilan iki kisi var. Durbunle bakiyorum simdi. Tervasaari’ye dogru gidiyorlarlarken sola yonelip ortadaki samandiraya 20 m kala durdular. Motoru kullanan etrafina bakiyor digeri oltayi birakti.
Hallerinde dogal olmayan bir sey var sanki; misina denizde iken kucuk motoru saga sola ceviriyorlar. Ikisi de koyu yesil bir seyi kaldirip, hizlica denize attillar. Agir bir kutle gibiydi, haraketlerinden oyle anliyordum. Koyu yesil paketimsi seylerden motorun icinde bir ka ctane daha var. Hizlica biri motora gecti digeri misinasini cekip yeniden denize birakti. Motoru kumanda eden koyu bordo montlu, koyu kumral, kisa sacli. Digerinin cussesi erkek gibi ama saclari kulak memesinde, saclari yogun sari, acik sari degil altin sarisi gibi..Seritleri olan turuncu renkte denizci yeleklerinden giymis. Oltasina balik geldi. Cikarip motorun icine atti, koyu sari sacli olan. Sonra bes dakika bile olmadan. Motoru calistirip gittiler.. Onlar gozde kaybolurken, gece sarhosken isledikleri cinayetin cesedini ortadan kaldirmak icin, onu parcalara ayirip yesil torbalara sarip tek tek denize mi atiyorlar yoksa suphesi de belirdigi gibi ucup gitti aklimdan…
deliriyor muyum ne!
01 0cak2007
caresiz
diktator
Bugunun 2007 inin ilk gunu olmasina karar veren insanoglu gunesin etrafinda tamamladigimiz bir turu daha coskuyla kutladi. Herseyi olcumlendirme merakimizin en acimasiz birimi olan zaman, akip gecti, gecmekte.. Eskilerin deyimiyle ommrumun yarisini idrak ettim (mi)..Hayata tutunabilmek icin, coskuya, umuda hepimizin artik daha cok ihtiyaci var..Yeni yila girerken tekrar, tekrar ve tekrar Saddami nasil astiklarini izledik, izledik, izledik...! Insanin hisleriní anlatmaya kelimelerin yetersiz kaldigi anlardan biri. Baska bir canli turune bakar gibi saskinlikla, bu insanatlarla ayni alemi paylasmanin utanciyla, ”kana kan” icgudulemesinin vahsetine teknolojiyi alet edip dunya aleme izlettirmelerine donakalmanin caresizligiyle, bir arpa boyu yol alamamis insanlik(!)tarihini idrak etmenin umitsizligiyle izledik!Saddam sehadet getirirken ”Muhammed” O’nu asanlar izlemenin zevkiyle ”Muhammed” diyorlardi. Ne buyuk bir ironiydi bu yarabbim!Asanlar Bush’un kisisel tatmini icin ayartildiklarini Irak’in gelecegini iyice karartiklarini anlamayacak kadar suursuz ve onursuzca davranmis, ihtiyaclari olan soyluluk firsatini O’nu yargilamak yerine vahsetlerini tum dunyaya izleterek kacirmis, bir Diktatoru sehit yapip kahramanlastirirken adeta daha acimasiz olan Bush’u dunyanin son diktatoru ilan edip Sadam’i Bush’un maduru(!) yapmislardir.Her sey ortada; bundan sonra kendi kendilerini yiyip bitirecek olan Irak halki idamla birlikte Israil’in ekmegine yag surmustur. Sam Amcayi coktan kucagina oturtmus olan Israil, Bush ve Blair masasiyla kizgin komurleri karistirip ocagi ateste tutmaya cadi kazanini kaynatmaya devam etmektedir.Ulkemiz dunyanin "Ortadogu'suna" bu kadar yakin oldugu icin, atesi hissediyoruz. Ya diger iklimlerde yasatilan, yasanan acilar!Insanlik debelendigi camurlu kor kuyuya her gun biraz daha saplaniyorken, bu acilara sahit olacak cocuklar dunyaya getirmemeli diye dusunuyor insan. Allah insanlara akil fikir, iyilik, huzur ve en cok da adalet versin.
31 Aralik’06 dan 1 Ocak 2007'ye
Bir dolu yiyecekle Zorro'nun kardesine misafir oldum. Adi Mui olsun- Karisi Libra oglu suDEN, drY, karisi Pamuk ve uc guzel kizi da vardi...
Uzun zaman yalniz kalinca sosyal rollere burunmekte zorluk cekiyor insan, iletisememekten korkuyor… Neyseki, herkes keyifli ve rahatti, dikati dagitan cok sey vardi.Dondugumden bu yana sigara icmiyordum. Son sigaralamalarim adi altinda bes tane tukkettim.
Zor gelen hasret mi, kalabalik mi yoksa boyle durumlarda kendisi bir metazori olan hayatin dar gelmesi mi. bahane mi bunlar! Hayat, nedenler ve sonuclar arasinda rakkas gibi salinip durmaktan baska nedir ki zaten.. Rakkasin ortaya denk geldigi anlardan biriydi dun aksam..
30 Aralik 2006
Iki bardak balli limonlu sicak suyun bos midemde yarratigi gurultulardan baska ucuncu saatin sonunda nihayet, ust kattaki bebegin aglamasini ve gunun ciliz seslerini duymaya basladim
Hala karanlik. Koyu mavi gokyuzunde koyu gri bulutlar secilmeye baslamis. Ne zaman nasil basladigini farketmedigim sabah trafigi insanlarin hayatta oldugunu yasanacak gunleri oldugunu gosteriyor. Durbunle binalardaki derecelerden birine bakiyorum Hiltonun ustunde +3 derece yaziyor.
Esyalarimi almak icin uzandigimda kitabimi koltukta unuttugumu nasil da farketmedim!. Vize polisini gecip cikisa ulastigimda artik cok gecti. Danisma masasindaki memur, bu saatte kayip bolumunde kimsenin olmadigini, ancak yarin arayip sorabilecegimi soyledigi numaranin yazili oldugu karti elime tutusturdu. Oysa hemen 300 m disarideki ucakta 10 B numarali koltukta duruyordu. Ucagi temizlemekte olan birilerinin getirmesi mumkundu. Ama yazili kurallar vardi ve onu ancak gun icinde alabilirdim.
Derin uykudan ucagin indigini bile farketmemis olmam hafifletici bir neden de sayilmaz.. Pur dikkatim bazen yerini kapanmisliga baska alemlerdeymislige birakiyor. O zamanlarda soyediklerimin sacmaligi anlasilmasin diye susabiliyorum ama kaybettiklerimin, unuttuklarimin ya da sakarliklarimin haddi hesabi olmuyor..
Bes saattir hala ayni koltuktayim saat sekizi coktan gecti, hava bes derece. Butun derimin cekilip kurudugunu hissediyorum.Daha dun otuz otuzbes derecede bronzlasmis. nemden guzellesmis cildime gururla bakiyordum! Sadece bakmiyor soyluyordum da. Ama biliyorum ki allahin Helsinki'sinde kurum kurum kuruyacak timsah derisine donecek bu bacaklar...
28 Aralik’06 Helsinki’ye varis
Karanlik sehrin gecesine ineli bir saat bile olmadi. Ruyadan uyanmis da kendimi pencereden jutheran katedrali Upsenski 'ye bakarken buldum. Gecenin karanliginda bile beyaz... Biraz solunda ruslardan kalma ortodoks katedralinin kirmizi kuleleri hayalet gibi yukselmekte. Caddelerde tek bir hareket yok.
Gecesi gunduzu belli olmayan sehir, terk edilmis, filmlerde oldugu uzere sehir suyuna zehir karistirilmis da insanlari ayni anda olmus gibi. Diger pencereden gozuken; lunaparkin isikli donme dolabinin yaninda mi yoksa onunde mi yukselen adini bilmedigim kule Alfred Hidckok filmlerini cagristiriyor ..
Rus mimarisinin etkisinde olan eski ve modern binalardaki Diners Club, Mobil, Helsingin Sanomat, Canon, Skoda, Hilton, MD, Hyundai, Suziki, Calsberg, SAK, Sokkos … rengarenk isikli panolari, insanlarin dogmayan gunesin oldugu gune uyanip, kurulmus hayatlarini oynamaya baslayacaklarini, satin alip satacaklarini, yiyip iceceklerini gun boyu calisma masalarinda aksamin(!) gelmesini bekleyip isyerlerinden cikarken cogunun yaktiklari sigaralarla mesai bitimine ilk adimlarini atacaklarini biliyorum. ..
Hic bir finli ile dertlesmisligim yok ama biliyorum para azaltsa da arttirsa da kagyilari ayni insanlarin.. Her turlu kasvetin doruk noktasina ciktigi depresif kis gunlerini; daha cok para harcayarak, daha iyi bir aski arayarak, aldatarak, aldanarak, okuyarak, sporsalonlarinda ya da barlarda, sahilde yuruyerek, kosarak, kopeklerini gezdirerek, hayal kirikliklari yasayarak, hayal kurarak, ailecek ya da tek basina mökkelerine kacip, film izleyip patlamis misir tuketerek, kavga edip, sevisip, saunalarinda haslanip rahatlayip, sicak iklimlere seyahat planlari yapip, bavullarini hazirlayip, aksam nerede yiyeceklerini ne yiyeceklerini dusunup, birbirlerini izleyip, cocuklarini annesinden ya da babasindan bekar evlerine tasiyip annecilik, babacilik oynayip sonra tekrar teslim edip, okula, ise gidip gelerek, icerek ve cok icerek geciriyorlardi. Karanlik sokaklarinda sadece ickili guluslerine nadiren denk geldigim bu insanlar soguk ama huzurlu, depresif ama dingin olmayi cok duzenli hayatlarina refah seviyelerinin yuksekligine mi borcluydu.Kapilarin arkasinda siddet, mutlu aile tablolari evcilik oyunlari var miydi bilmiyorum..
Bu sehrin gocmenlerini bir kenara koyuyorum. Ceplerinde hic para ve saskin gozlerle arada bir sokaklarinda dolasan, calismayan dil bilmeyen gocmen kadinlarini, özellikle bir kenara koyuyorum. Onlarin ne olursa olsun bu yeni yasamdan sIKILIp bunalmaya hakki var mi.. sukretmek dururken!
Tayland'a gitmeden... 2006
Yine son anda alinan kararla gelmistim... Devam etmenin sevincine taamuden geliyorum mu? olusumun buruklugu da ekliydi. Bu sefer seni dunyanin obur ucuna birakacagim kediler gibi.. bakalim nasil doneceksin oradan.. diye espri yaptiginda bile huzun dalgasi yayiliyorken icime disima buyuyen cocuk gozlere eslik eden pis bir siritis olarak yansiyordu. Amanoffff....Siritis saklarken, gozlerim ele mi veriyordu huznumu. 14 Aralik 2006
Alt-Ork
Az once onunla konustum. Uc ay oldu. Istanbul taksim ve sarayburnu sokaklarinda yoldasim, canim kuzenim. Ozlendiginden haberin var mi!Altmosfer, kuzenin -ORK olsun- sayfasina girip son donem demolarini dinledim ..hangi hislerle hangi gunlerde yazdi seziyorum, biliyorum... Turkiye de zor dedi, bu is boyle olmayacak dedi, grubu bir kenara birakti kendi albumunu yapiyor umarim yolunu bulur, sonuc iyi olur...Bu arada fransaya gidecek, bir de sanat tarihi tezi var bitirilecek.. http://myspace.com/altweb
Internet yazi, resim ve goruntu coplugu oldu.. 2006
Iyi bir seye rastlayincaya kadar onlarca kotusu beynimizde yerini almis oluyor. Takiliveriyorum; bir haberden baska bir sayfaya oradan bir forum sayfasina…. Farkli politik gorusten ve hatta milliyetten olanlarin birbirlerine gungormemis kufurleri cikiyor karsima.. gorduklerime inanamiyor, memleketin gencleri bunlar mi! bu kadar ezik ve iki yuzlu ve akilsiz mi dolu ulke!? umitsizligine kapiliyorum...
Aradigim konu hakkindaki gercek bilgiye ulasincaya kadar dakikalar saatler geciyor. Konunun magazin boyutu ile ilgili genellikle toplumsal ve kisisel vesveselerin oldugu, kulaktan dolmalara yapilmis onyargili yorumlarla karsilasiyorum.. Basliyorum pirincin tasini ayiklamaya. Cogu zaman neyi ariyordum ben! Oluyorum. Vakit nasil da kaybolup gitti ararken…
Bir de sayisi hizla artan yemek tarifi bloglarina uyuz oluyorum… baslangicta guzeldi aradigini bulmak… ama biktirdilar acikcasi, millet ne kadar bogazina duskunmus meger. yaptigi yemeklerin resimlerini cekenler ve bunu her gun bikmadan tekrar edenler.Dikatimi ceken; bu yemek sitelerini hazirlayanlarin cogunlukla iyi egitim almis, munasip biriyle evlenip hemen cocuk yapmis universite bitirmis tesetturlu, en domestiginden hatunlar olmasi. Hic biri kendi resmini koymuyor sitesine. Genellikle cocuklarinin ve kocalarinin resmi var! Tesetturlu olduklarini kendilerine has selamlasmalarindan, konusmalarindan hanimhanimciklik kokan bazen de direk dine gonderme yapan nicklerinden anliyorum.Gunluklerini okuyunca sanirsiniz ki dunyadaki tek varlik sebepleri yemek yapmak ve bundan konusmak. yemekten ibaret bir dunyada yasiyorlar sanki....Umurlarinda mi dunya!
Bu kadar etraflarinda olup bitenden bi habermis gibi davranmayi bu kadar tepkisiz olmayi nasil basariyor bu bunyeler, sasiyorum.Sartli reflekslemelerle evcilik oynayanlarin yaninda bin de bir de olsa entellektuellikleriyle sasirtanlara da rastlamiyor degilim. Ama dedim ya bindee birr..Kendine ozguluk yok! Yasamlarindaki gibi herkes; “tembel” ve “hazir lopcu” … copy/paste ci yani! Ayni resmi, ayni yaziyi, ayni siiri fontunu bile degistirmeye gerek duymadan referans bile gostermeden alip kendi sayfalarina ekleyiveriyorlar yerli yersiz.Baskasindan ( c)alacaktin madem niye kendine blog actin!
Bes dakkada degisir isler! esso vicco tripo nerdesin! KASIM 2006
Hic bir sey degismiyor gibi gorunuyor ama cok sey oluyor.. cok sey degisiyor. Tebdil-i mekan eyledikce her seyi sil bastan yasamak bile degisiklik degil midir! Iki ileri bir geri... iki geri bir ileri! senin hayatin farkli mi sanki? Tekerurlerin de kendi icinde farkliliklari yok mu!
Cok seyler eksilirken cok seyler de ekleniyor, gidenin yeri dolmuyor gelen her nasilsa yer buluyor.. yabancilasip bildiklerimize, en tanidigimiz en tanimadigimiz oluvermiyor mu?
Hissiyatimda bir degisme yok henuz! Ancak etkisel tepkimelere girince herseyi idrak eden bunyem, feedbackler aldiginda kendini gosterecektir.
Isten ayrildim Agustos'tu... Islerden ayrilislarimda uzuldugumu hatirlamam hic. Ayrilmak isteyen taraf olarak paydos zilini duymus bir ogrenci gibi mekana donmemecesine uzaklasirim.
Su duygu tuhaftir da biraz hostur. Yasanan hersey, tum issel kaygilar biraz sonradan itibaren hizla gecmis olacaktir. Genellikle olumsuz taraflarini gorur ve tecrube ederiz ama zamanin farkina vararak yasamanin yoludur; bir yerleri ya da bir seyleri terketmek. Icinden gecip gitmek gibi.. En dehsete dusuren sey ise bir zaman sonra oraya ugradiginizda herseyin biraktiginiz gibi durdugunu gormektir. Aman Allahim! herkes ve hersey ayni. Masalar, dolaplar yerli yerinde, insanlar ayni seyleri konusuyorlar, ayni kiyafetler var ustlerinde, Bir bilgisayar oyununa kaldigin yerden devam etmek gibi,. kabus gibi!
Neyse.. Herkes gibi cocuk yapip, cocuk buyuterek zamanin nasil gectigini anlamak istemeyenlere tecrube etmeleri onerilir.Ben cocuguyla tanik olanlardan olayim artik!
Yesilini verip mavisini almak ve bir de ona vize bastirmak zorunda kalmak ,ekim sonlarina kadar bekleme pratigi yaptirdi. Benligimi en derinden etkileyen olaylarimi bir bir yasadigim surectir eylul, ekim 2006 ... Gozyasim kurudu sonra yenisi doldu..
Acilari cok ciddiye alirken bile hayatla dalga gecmek, onda hafife alacak seyler gormek, herseyi ve herkesi karikaturlestirmek bunlara bakip bakip gulebilmek; yasami yasatiyor bana, anliyor musun..
Depresife dusmussun yine dedigini duyar gibiyim. ya da catlak geldin catlak gideceksin!
Simdiye ve gelecege bakmaya programli insanoglu. Gecmisi, kaybettikleri ile birlikte durup kaldiriyor zihninin en tehlikeli koselerine..
Simdi cok keyifli zamanlarindayim.. 35 imi idrak ederken ilkgencligimin heyecanlari var icimde.
Doludizginden tirisa geceli cok oldu umutlarim. Ama hala varlar! Sen de digerleri de sasiyor buna biliyorum "laftan anlamaz kuldan utanmaz" bir arsizlik bu umutluluk hali sende diyorsun olsun!
Sora sora Bagdat degil! sora sora soruna soya soya sogana dedik hayatlarimizi sorgulama hastaligimiza isim aradigimiz gun. Hatirladin mi! Bir sey dedigimde olusturma sus soylersen olur takintin vardi. Konusarak ne cok sey olusturmusuz meger, bir bir oldu bak!
Sen uzak diyarlarda iki cocuk annesi bense "seni bulmam gerek seni"!