25 Nis 2026

kağıttakiler



İki farklı hayatın sürekli birbirine teğet geçtiği uzun öykümden kısa iki örnek...devamı hakkında bu kadarı bir fikir verir di mi!?


-misket -1


Anne ve babamı kaybedince, Kuzguncuk'taki üç katlı ahşap evimizi elden geçirdim, hızla.. Yıllardır bizimle birlikte yaşayıp giden Nesime Hanım'ı alışık olmadığı uzun bir tatile gönderirken evde yapacağım değişikliklerin, ailemi kaybetmenin şokuyla olduğu zannına hiç direnç göstermedim. Varsın öyle bilsin..

Merakı yüzünden babamın yıllarca duvarlara doldurduğu saatleri susturdum önce.. Annemin pirinç sedef süslemeli çerçevelerde sakladığı, çoğu siyah-beyaz aile eşrafına, uzak ya da yakın hısım ve akrabaya ait bütün fotoğrafları, sedef süslemeli sandık, sehpa, ceviz ağacından içi kristal ve antikacılardan ya da uzak ülkelerden toplanıp getirilmiş porselen fincan ve çay takımlarını, gümüş kadeh ve şamdanları, bilimum bibloyu, berjer koltukları, asırlardır ailede saklanan elden ele geçen bakır, çini türevinden tüm o ibrik, vazo, sürahileri ve tekeşi olmadığı için övünülüp duran elişi ipek halıları, kilimleri ve çoğunu beğenmediğim, iç karartıcı tüm o sözümona değerli (!) tabloları.. ne varsa çocukluğumdan beri ruhumu sıkan, hepsini üçüncü kata babamın kütüphanesinin yanındaki büyük odaya taşıttım..

Aman kırılacak diye diye evde parmak uclarımda kör gibi dikkatle yürümeme sebep olan, temizlikçilerin ödü patlayarak canı çıkarak tozlarını alıp parlattığı cümle eşyanın tekini bile görmek istemiyorum.. Anne ve babamı kaybettiğim o "elim" dedikleri kazayı onların yokluğunu hatırlatmaktaki güçleri en patavatsız sözlerden daha etkili..Ev şimdi bomboş.. bir iki eşya .. hiç bir ıvırzıvır istemiyorum.. yüreğim kadar boş!...

Annemin yaptığı tablolardan en sevdiklerimi, babamın antika fotoğraf makinelerini taşıdım yatak odama, sadece..

"geçmişi olmayan aziz, geleceği olmayan günahkar yoktur"
...................................

Suyun üzerindeki pırıltılara daldı, birinden ötekine yanıp sönen gözlerini kısarak. İki tombul martı kıyıya vuran dalgalarda yiyecek ne arıyordu. Bu ülkenin martıları da insanları gibi farklı; beyaz, tombul ve güzel.. Tek ayağının üstünde duranı adeta tahtadan oyulmuş gibi kusursuz..

Uzanıp üzerinde kitap okuduğu yassı kayada, sigarasından her nefes alışında güneşin ne kadarının battığını kontrol ediyordu.. Suya doğru kaydığını farketti, kuşaları ürkütmeden kendini yukarı doğru çekti, doğruldu kitap okumayı bıraktı. Bu güzelliği kitapla kapatmak istemedi.. zamanı izlemek gün batımında daha keyifliydi..

Çok uzun zamandır yaşamının ne kadar gerçek ya da gerçek dışı olduğunu düşünüyordu. Bir başka hayata başka bir vucuda sızmış gibi.. bildiği dünyadan gelen sesler o şehre yapılan seyahatler d eolmasa burada doğduğuna hep burada olduğuna inanacaktı. Kızıl grilik arttı güneş ucuna geldi, çizgi halinde bir veda gün daha bitti.. Gök herzamankinden daha yakın dar bir koridor gibi uçsuz bucaksız göründü gözüne.

Defterine yazmaya başladı " Yaşadıklarımı yazmam gerekirse yapmadıklarımı anlatmayı tercih ederim. Onlar da hayatım değil hayallerim olur.. İhtiyarlar gibi yaşayan, geçkince bir gencim.. yaptıklarım yok yazılmaya değer, hayaller kuramayacak kadar gerçekçiyim. Ümitler yerini iradelere bırakmış.. gönlümün neşesinin her sönüşünde bir yıldız sönüyor.. bir sigara sönüyor ciğerlerimde.. yazdıklarım hayallerse ne kadar bulaştırabilirm ki onlara kendimi..." usulca kapattı defteri. Bu kendine acıyan tavrındansa kaybolan kızıllığın devamını yaşamayı tercih etti.. susmak zamanı.. zamanı yaşa ya da anlardan an beğen hatırla..."25 haziran.. 12 olmalı saat tek başıma.. Göcek'ten.. Fethiye'ye kadar uzanıp gelebilir miydim. Yelkenleri tek başıma açabilir miyim bilmiyorum.. Motorla yavaş yavaş.. belki dönerken rüzgar çıkar..belki Bedri Rahmi, Göbün ya da Sarsala koylarından birinde bir mola.. Fethiye açıklarına kadar gidip döndükten sonra gelen güvenle hangisi şimdi hatırlamıyorum koyların birine pruvadan giriş, atılan zincir sonra ip bağlama neredeyse yandaki teknelere çarpacakken bu sevdadan vazgeçip zinciri kurtarmaya çalışma.. koydan arkana bile bakmadan çıkarken ter-kan içinde yine bir gün batımı ve güneş ucunu kaçırırken Göcek'e varış..."

.............................................................

ADAM -2007 - mart -cihangir sokaklarında hergün rastladığım merhabasını eksik etmeyen güleryüzlü, adını bilmediğim evsiz adama..

çarşaflarımı çizdim,
geceden kalma kirpiklerimle


yaşların yumuşattı
uyuyamayan kalbimi...


soğuk duvar diplerinde görünür
battaniyeszi sessizliğin


neydi seni görünmez yapan
bıyıklarına kadar donmuş
gözleri dalgın adam..

ardı sıra yuvarlanan
şişe dipli dünyalar ..


parmaklarım kadar uzak
artık bana bütün coğrafyalar...


CİHANGİR -2007 şubat - çok şarap sonrası uyku arası bir acımasız öfke-


tütün kokan idrarlar,
top yekün yalnızlık küfürleri,
yazıları iğreti, duvarlarında...


bile bilmeyen slogan atmayı
savruk ruhlu güruhlar..
devrim hiç olmadı,
devrimcisi masal...


hiç biriniz,tekiniz çıkıp da şaşırtın beni
muştulanmış sırtlan gülüşleri
aynı solgun ışıkta çürüyen
biçimsiz vucutlar yampiri...


plastik bahçelerin dikensiz gülleri..
öğütmek zamanı işkembeden yalan dünyaları
şehrin insan çorbası..


kamyon dolusu akan yollara kokulu,
bir yalnızlık basanın ayağına bulaşan
renksiz, loş, grimsi aydınlık...


o görünmez toplayıcılar
yok sayılan çöplerden
tümü saprofit birliktelikler
geçirilen sadece zaman..

bilmezler üstlerinden geçen bulut
ne renk?
ne renk kurşun geçmiş ruhlar...
nasıl nerede başladı bu daralan yokuşlar
kim ya da kaç kişi yoldan olmayanlar...


BAHANE -2004


Kendine bahane, kendine yalan

kendine biçare, umarsız hayat...


Pusludur önlerim, gözlerim susar

çözülmez dillerim sana amade..


Günlerim semirir, boş hayallerle

sarmaya çalışır mecruh ruhumu ..

fiskeyle savrulur hasterkeş gönül
kuytusuz dipsiz gam deryasında
görmez nafile firkat vaktidir...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder