6 sı gecesi İstanbul'dayım.. Koşa koşa Duru'ya gidiyorum. Minik kuvvetli kollarıyla "halacığııım" diye atlıyor üzerime. Pamuk prenses kostümünü giymiş.. "bana Duru deme artık, Pamuk" de lütfen " diyor parmak uçlarında yürürken. Sonra küçük bir defile yapıyor.. içindeki makyaj malzemelerini merak eden bakışlarla çantamı karıştırırken buluyorum gözlerini yuvarlayıp gülümsüyor.. Dört yıldır varolan velet "hayatımı; bebekliğim, cocuklugum ve geçmişim diye üçe ayırdım diyor" .. masallar anlatarak uyukluyoruz küçük yatağında..
İstanbul'dan gitmek de güzel dönmek de..
Yaramış diyorlar kuzey iklimi.. Yüzüne renk gelmiş gözlerin parlıyor.. Fazla uzun sürmüyor; titriyorum.. midem ağrıyor.... "midem cok agrıyor" önemsemiyorum. Kütüklerle zorlanan masal kapıları gibi dün gece, içim dışıma bastırıyor, kan kusuyorum. Bengü beni İstinye Devlet Hastanesi'ne acile götürüyor, endişeli. Doğduğum günden beri ilk kez kapısından giriyorum " yoksa burada mı öleceğim ajitasyonuma kendim de gülüyorum" Doktorlar "sorumluluk sana ait gideceksen imzala bu kagıdı.. günah bizden gitti!" diyorlar .. 7 saattir buradayım sıkıldım oluyorum.. mideme şimdi de bir boru sokamam.. ben bunu 98 de de yaşadım ki geçti gitti, büyütmeyin.. oluyorum içimden dışımdan.. iyi halt ettin!
Döndüğümüzde eve 8 olmuş saatler .. saatlerdir uyuşuk, gözlerim ve bilincim yarı açık yatarken, fırat, hüsnü, emin, rıza ve gökhan'la aynı ana denk gelen, iyi saatte olsunlarımız çenelerimizin düştüğü an geliyor aklıma; Rasmussen den, sera gazlarına, telaffuzdan bedavaya, Obama'dan Fethullah'a , komplodan kurtarma teorilerine, kopuk kopuk donup duruyor..
"arıza moodundayım" da duruyor.. güldüğümü sanıyorum..
Sogukluk hissi beynimde...tuşlara zor basıyorum.. artık ben sızıyorum..