Bunca zaman ne yaptım; önce diksiyon ardından da seslendirme dersleri almaya başladım.. Yıllar sonra yeniden sınıf, hoca, öğrenci psikolojisine girmek enteresan oldu..
bir zamanlar çeyreğinde bıraktığım tiyatro eğitimimi bir ucundan hatırlamak içimde yeniden parlayan küçük kıvılcımlara sebep olurken, yıllardır plazalarda çalışmanın katmerleştirdiği donukluk ve duygusallık küçülmesinin daha iyi farkına vardım... Kalakalalı uzun zaman olmuş olmalı ki gülüyorum, üzülüyorum, bağırıyorum, ağlıyorum sanmaktan öteye gitmiyor.. olmuyor bir türlü olmuyor.. bol bol sesli okumalı, konuşmalı tamam iyi de herkes gibi üzülemiyor herkes gibi sevinemiyor onayı verilmedikçe bahtiyar olmak mümkün mü!
İris gülen gözlerle almaya geldiğinde kurstan, balık ekmeğe uzanan bir yola çıktık. Yenikapıda hamsi lüfer olup eve dönmekti niyetimiz. Balıklar, roka, hava her şey güzel her şey normaldi..
Taa ki o kortejin ortasında buluncaya kadar kendimizi.. Motosikletimiz vınlarken ışığı yanan ya da yanmayan sivil arabaların arasında tam da Yıldız'dan köprüye çıkışta o arabaların hepsinin aslında bizi devirmeye durdurmaya çalıştıklarını anladım.. Bütün araçlardan anonslar yükseliyordu.. Kortejden sıyrılıp uçmak isteyen İris'in kullaklarını motorun uğultusu sağır etmiş olmalı ki tehlikeyi sezdiğim andan itibaren atmaya başladığım " İris duuur yana çek bizi vuracaklar, bize ateş edecekleeer" çığlıklarımı duymadı. Önümüze kıran bize çarparak durdurmaya çalışan bütün kortej arabalarını usta manevralarla bir bir geçmekte makas atmaktaydı.. Neredeyse en öndeki arabalara ulaşıp geçmek üzereydik ki köprüye çıkmadan hemen önce ellerini kaldırmış durmamızı emreden polisleri gördük Bağrış çağrış hakaretler ve neredeyse silahların patlamak üzere olduğu kortej cehenneminden sıyrılıp polislerin yanında durduğumuzda bütün arabaların camlarının açık olduğu içinden sarkan devlet erkanın bize canhıraş bağıran şekilden şekile giren suratlarını gördük...
Polis bütün telsizlerin bizi anons ettiğini başbakan ve emniyet müdürlerinden mürekkep konvoyun bizim vınlayarak makas atıp onları geçmeye çalışmamızı terörist bir saldırı sandıklarını, aramızda duran beyaz poşetteki jumbo karides, hamsi ve yeşilliğin patlayıcı sanıldığını durmasaydık gözlerini kırpmadan vuracaklarını öğrendiğimizde bile vıdı vıdı konuşup Türkiye gerçeğini yadsıyarak hakkımızı arıyorduk.. Polis kim vurduya giderdiniz bir de damga yerdiniz hemen sola çekip dursaydınız keşke derken ben ve İris hükümet, icraatları, padişahlık, haksızlık, demokrasinin bittiği, korku ülkesi vs minvalinde havaya savrulan cümleler kuruyorduk. Gelen geçen arabalardan birinde tanıdık biri mi ne olduğumda kendime gelir gibi oldum.. Biz çok ciddi bir tehlikenin içinden az önce şans eseri kurtulmuştuk..
Arabalardna biri bize çarpsaydı o hızda üzerimizden diğer arabalar geçseydi ölmüş ya da ağır yaralı, vurulsaydık ise muhtemelen ölmüş ve bir de terörist damgası yemiş gözü yaşlı aileler bırakmış olurduk.. Ölsek kime ne ki bu ülkede...
Bu tatsız trajik olay bizi güldürüp aramızda "başbakandan makas aldık" esprilerine yol açsa da bu ülkeden artık gitme vakti geldiği çanları bir kere daha kuvvetle çaldı..
Polis bize şerit ihlali ve trafiği tehlikeye sokmaktan 189 türk lirası ceza kesiverdi.. tam gitmek üzereydük ki bi dakaa bi dakkaa deyip durdurdular vee cezanın altına imza attırıp bizi temamını ödemekten kurtardılar.. Aklınızda bulunsun ceza yazıldıgını görüp durur ve cezaya imza atarsanız miktarın dörtte birini ödüyorsunuz..
Birinin edebiyat diğerinin sosyoloji öğretmeni olduğunu öğrendiğim polislerin tekrarlayıp durduğu " haklısınız ama yapcak bir şey yok!" tu...