10 Mar 2018

Gönderilmemiş mektuplar

Yıldızlar o kadar güzel ki, yazmaya başlamadan önce gökyüzüne daldım. Huzur veriyor. Saatlerce susabilirim. Sadece izleyerek, hissederek. Ay ise görünürlerde yok. Buraya gelince zaman durmuş gibi. Saatler, ter damlaları gibi akarken, gelmek de dönmek de güzel, yaşıyorum dedirtiyor. Yıldızları, ayı, denizi, ağaçları, yaşamı, bütün her şeyi daha çok severek dönüyor insan buradan.

Zaman en önemli şey hayatta. Satın alınamayan. Gözlüğünü kapattığı an hayat, aile, çiçekler, sonsuz mavilik, nefes, hepsi, hepsi bitmiş oluyor. Yaşam o kadar değerli ki, kendi yaşamın, sahip olduğun tek şey, bedenin, ruhun ve yaşamın. Sahip çıkman gereken en önemli şey.

Vücuduna bu kadar iyi bakarken insanların ruhlarına sahip çıkmayışı, katlanmak zorundaymış gibi iyilik bahanesiyle kendinden vazgeçişleri, kendini hasta edişleri ne büyük bir hata. Oysaki her şey kafada, düşüncede, ruhta biter. O ruh taşır yıllarca, kilometrelerce bedeni. Gönlün neşesini ne söndürmeye, söndürtmeye razı bir yaşam sadece hasta ediyor.

Uzun uzun düşünmeli insan kavramları. Uzun uzun sorgulamalı. İyilik, sevgi, cesaret, özgürlük gibi. Bunu hayatında en azından bir kere yapmalı, sonra kaldırıp atmalı. Karar vermeli. Kendini düşünmeli sonra, ne kadar kendi olduğunu. Gülümsemesini düşünmeli, tatlı şirin gülümsemesini. Onaylanmayı sevinmeli, sevilmeyi kolaylaştıranı. Ne kadar gerçek olduğunu, ne kadar içten bir dürüstlükle kendine haksızlık etmeden yaşadığını.

Ben birinci dereceden yakınlarım hariç hayatta hiç kimseye katlanmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Kaldı ki onlar en acımasız sözlerimize maruz kalırken çoğu zaman ve en acımasız şekilde davranırken bize. Bana dedin ki, hayatta her istediğini yapmalı insan. Ben de diyorum ki, hayatta istemediği hiçbir şeyi yapmamalı insan. Gerçek özgürlük budur. Her istediğini yapmasa da olur.

Aşk bir andır, hayat gibi. O anın uzunluğuna senin ömrün denir. Bu yüzden evren her an yıkılıp yeniden kurulur. Aşkın huyudur bu. Yıkılır gibi görünen bir an, bir.

Aramızda daha gerçekçi olan taraf sensin. Kendi gerçeklerine göre hareket eden yani. Ben biraz duygusal kaldım. Böyle olduğum için kendimi kötü hissetmiyorum ya da bunu bir zayıflık olarak görmüyorum. Tam tersi. Belki farkındaydın, belki değildin. Bu dört ay seninle çok güzeldi. Birlikte olduğumuz anlardan bahsetmiyorum. İlk günden şu ana kadar geçen sürenin tamamından bahsediyorum. Tamam, güzel ve değerliydi. Bu dört ayı ruhumda taşıyacağım.

Her şeyin çok daha iyi olacağına bütün kalbimle inanıyorum. Seni hissetmem ve seni yaşamam ile arama girenin, beni kendimden uzaklaştıranın zihnimdeki analizler ve gürültüler olduğunu uzun zaman önce fark ettim. Dinginliğime yeniden ulaşmak istiyorum. Bu dinginlik aynı zamanda kim olduğumla aynı şey, bunu biliyorum.

Son zamanlarda zihinsel gürültüler, daha derinlikte duran içimdeki boyutu fark etmeme engel oluyor. İşsizlikle ilgili analizler, gürültüler yetmezmiş gibi zihnimde. Zihnime eklenen ilişki hareketleri, onu izleyen bir kimlik ve benlik duygusu, ayrıca üzerinde konuşup durdukça yarattığım bir ilişki geçmişi.

İçimdeki dinginliğe ve kimliğe erişimimin olmaması ve ayrıca anda kalmak için zihnimdeki bu gereksiz gürültüleri susturmak istiyorum. Yaşamak istiyorum. Seninle yaşadığım anların büyüleyiciliği geldiği günleri hatırlıyorum. Gerçekten dingin olarak o anda seninleydim.

Analiz etmeye neden olan cümleler devreye girdiğinde sönük, cansız bir şeye indirgenmiş olduk. Bunu ikimiz de yaptık. Bir süredir bu boyutta sıkışıp kaldık. Sorgulamaktan, eleştirmekten, eleştirilmekten, yorumlamaktan, etiketlemekten bizi bir araya getiren kutsallığı göremez olduk.

Bunu birbirimize ve verdiğimiz ani tepkilerle karşılaştığımız durumlara da yapar olduk. Hissederek ve dinginlikte değil, düşünerek birbirimize yaklaşmakla kendi zihin hapishanemizi oluşturup beraberliğimizi buradan ele alır olduk. Samimiyetin eksikliğini, kendimiz olamadığımızı fark ettik.

İkinci perdede devreye paranoyalar ve yanlış anlaşılmalar girdi ve zihinlerimizin gürültüsünden birbirimizi duyamaz olduk. Düşünceler, görüşler ve bu bilgiler kozlar, bu hapishaneye dahil şeyler. Bir şeyler üzerine fikirler vererek ilerledik. Böylece birbirimiz hakkında bilgi edindiğimizi sandık.

Oysaki bu bilgiler etiketleyerek bir köşeye depoladığımız ön yargılardı sadece. Bildiğimiz vehmini yarattı. Derinliği ve canlılığı yitirmemize ve tamam çözdüm bitti dememize sebep olan bilgiler, düşünceler. Birbirimize ilginç gelmemizin nihai olduğuna karar veren zihnimizin sürekli analiz ederek tüketme eğilimi.

Oysa her defasında büyüleyici olan günbatımı kadar kutsal olan doğallığımızı kavramsal bir gerçekliğe indirgedik. Günbatımının olağanüstülüğünü izlerken zihnimizdeki gürültüleri susturabilen bizler, bir arada olmanın olağanüstülüğünü yaşayamaz olduk ve bu gürültülerden.

İlginç bulduğumuzu aklımıza çözüp etiketleyip bilgi olarak bir kenara atarak öldürme hatasına düştük. Bütün ölümlüler gibi. Beraberliğimizin büyüleyiciliğini sıradanlaştıran bu zihinsel gürültülerin doğal tepkisi, karın ağrısı şu an yaşadığımız.

Doğaya düşünerek yaklaşabilir misin? Hayır. Birbirimize düşünerek yaklaştık. Derinliğini ve canlılığını yitiriyor, dinginliğimizden ve gerçek kendimizden uzaklaşıyoruz. Kavramsal, düşünce temelli, egosal, kaygısal bir kimlikle, kendisini gerçekleştiremediği bir kişisel geçmişi, tutkuları, korkuları, öfkeleri ve umutları olan birer bene dönüşüyoruz.

Bu benler de bir türlü tatmin olmayan benlik hissinin mutlak tatminini geleceği temel alan hikayede buluyor. Bunlar da yine birer düşünce şekli. Gelecek budur düşüncesi dışında kimse gelecekle karşılaşmamıştır. Şu anda, yani var olan tek andan sonraki anın daha önemli olduğu düşüncesiyle yaşıyoruz.

Asla kaçamadığımız ve kaçamayacağımız şu an, bizim olduğumuz yaşamdan ayrılamaz. Dinginlikten de ayrılamaz.

Bütün dikkatle “an”da olduğumda dinginlik ortaya çıkıyor. Her ne kadar yüzeyde çılgınca görünse de “an”da olmak her zaman dinginlik ve kendin olmaktır, kutsallıktır.

Aynen seks gibi, an’da bulunmak ve an’a uyanmak zorundayız. Sevişirken düşüncede kaybolduğumuzda “kutsal” nasıl anlamsızlaşırsa, beraberliği yaşarken düşüncede boğulmak an’ın kutsallığını anlamsızlaştırıyor.

Kutsal olan yaşamdır. Seninle ben aynı şeyin parçalarıyız. Öyle yaratıldık. Şanslıyız ki birbirimizi bulduk, yaşam daha da kutsallaştı. Seni sevmek hayatımın en güzel hissi, seninle geçirdiğim an hayatımın en güzel anı.

Ve ben kesin kararımı verdim, bilmeni istiyorum.