24 Mar 2018

Justitia

 İlahi adaletin tecessümü Justitia heykeline baktım Çağlayan Adliyesi’nde bugün. Gözleri bağlı kadının elindeki kılıca, diğer elindeki teraziye, ayağının altında kıvrılan yılanın ezdiği başına, Kırkpınar güreşlerinde el çırpan pehlivanlar denli narin bileklerine. 

Danimarkalı Jens Galschiot’un Obez Justice heykelini daha uygun gördüm sanki bizim “adalet ve demohraasi”mize. Yani “şişman olan kazanır”!

Adalet kırılgandır.
Ama adalet fikri dayanıklıdır.

Pascal’ın dediği gibi: “Güce dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan güç zalimdir.”


Adalet çöküşünün ilk işareti şu cümledir:

“Başvurmanın bir anlamı yok.”

Bu cümle yaygınlaştığında süreç fiilen bitmiştir.

Çünkü adalet süreci güven üzerine çalışır.

Mağdurlar erken fark eder.

Entelektüeller kavramsallaştırır.
Toplum geç tepki verir.
Kurumlar en son çöker.

Bu yüzden adaletin bitmeyen süreç oluşu, mağdur deneyimini ciddiye almakla başlar.

yapısal adalet krizinin yaşandığı yargının iktidarın eline geçtiği durumda

Hukuk metni kalır ama anlamı boşalır. Aynı fiile farklı muamele yapılır. Toplum güveni kaybeder.

Yargı iktidarın elindeyse ve çifte standart uyguluyorsa: 

Adalet bitmez ama daralır.

Hukuk vardır ama eşit değildir.

Süreç vardır ama güven yoktur.

Bu aşamada soru şudur:

Adalet tamamen çöker mi, yoksa toplum içinde alternatif denge mekanizmaları mı doğar?

Tarih genellikle ikinciyi gösterir.

Ama bedeli yüksek olur.


.......

Yargının bağımsızlığının güçlenmesi için:

Atama ve terfi süreçlerinin siyasal etkiden arındırılması

Güçlü mesleki güvence

Kararların uygulanmasının zorunlu olması

Yüksek mahkeme kararlarının bağlayıcılığı

Medya baskısından bağımsızlık

Çoğunluk baskısından bağımsızlık

Popülizmden bağımsızlık

olmalıdır.

Eğer sorun bağımsızlıksa, adalet krizi yorum krizi değil, güç krizi demektir. 

Ve güç krizi çözülmeden norm krizi çözülemez.


Anayasa → kurumları kurar.
Kurumlar → pratik üretir.
Pratik → kültürü şekillendirir.
Kültür → anayasanın nasıl uygulanacağını belirler.

Bağımsızlık bir kez kazanılıp sonsuza kadar korunmaz.

Her kuşakta yeniden üretilir.


Eğer siyasal kültür “güç merkezli” ise, hukuk kolayca araçsallaşır.
Eğer siyasal kültür “norm merkezli” ise, hukuk güçten bağımsızlaşma eğilimindedir.

Güç Merkezli Kültür;

Devlet kutsallaştırılır.
İktidar ile devlet özdeşleştirilir.
Muhalefet meşru rekabet değil, tehdit olarak görülür.
Hukuk siyasal mücadele aracı olarak kabul edilir.

Norm Merkezli ise;

Devlet sınırlanabilir görülür.
İktidar geçici kabul edilir.
Muhalefet sistemin parçasıdır.
Hukuk iktidarı da bağlayan üst normdur.

Dönüşüm genellikle üç şeyle olur:

Ekonomik orta sınıfın güçlenmesi
Uluslararası norm baskısı
Kuşak değişimi

Ancak süreç uzundur ve dalgalıdır.

Köklü güç kültürlerinde adalet süreci şu riski taşır:

Adalet, iktidarın sınırlandırılması olarak değil,
iktidarın istikrarı için araç olarak görülür.

Bu da bağımsızlığı zayıflatır.

Ama aynı kültür içinde şu potansiyel de vardır:

Devletin sürekliliğini önemseyen toplum, uzun vadede keyfiliğin devleti zayıflattığını fark edebilir.

Bu kırılma noktasıdır.

Asıl mesele şu:

Güç kültürü mü daha güçlü, yoksa adalet talebi mi?

Bu ikisinin dengesi ülkenin yönünü belirler.