15 Mar 2020

“Nature does not need people. People need nature.”

 Corona günlerinde gördüğüm şu oldu: Doğa bizsiz daha özgür, daha mutlu. İnsanlığın başına gelenden bihaber, kendi döngüsünde yaşamaya devam ediyor. İnsana dair izler ise ne yazık ki geride bıraktığımız çöpler. Pet şişeler, plastik atıklar distopik bir kurgu gibi duruyor. 68–70 yapımı Maymunlar Gezegeni sahneleri gibi.

Biricik yuvamıza nasıl davrandığımızı, ondan mahrum kaldığımız günlerde umarım bir kez daha düşünür insanoğlu. Çünkü mutluluk, neşe, özgürlük ve sağlık doğasız yaşanmıyor. İnsanın kendi yarattığı hiçbir şey bunu telafi etmiyor; bunu çok net anladık.

Nature is Speaking serisinin çarpıcı sloganında olduğu gibi:
“Nature does not need people. People need nature.”

Bütün seriyi izlemenizi öneririm.
#natureisspeaking #juliarobertsismothernature

“The old appeals to racial, sexual, and religious chauvinism and to rabid nationalist fervor are beginning not to work. A new consciousness is developing which sees the Earth as a single organism and recognizes that an organism at war with itself is doomed.”
~ Carl Sagan

Yakın bir gelecekte herkes kendi bahçesini ekiyor, dikiyor olacak. O zaman Ege ve Akdeniz sahillerindeki yazlık sitelerin, evlerin bahçelerine ve havuzlarına dökülen betonları sökmeye çalışacaklar. Geniş arazilerde yetiştirilen “sanayi bitkileri”nden, pakette satılan plastik yiyeceklerden, herbisitlerden, insektisitlerden, suni gübrelerden vazgeçecekler. Daha az ama daha sağlam ve sağlıklı beslenecekler. “Temel gıda” diye bir şeyin olmadığını, doğanın kendisinin yiyeceklerle dolu büyük bir bahçe olduğunu anlayacaklar.

Yabanı görüp yok etmeye çalıştıkları otların değerini de fark edecekler. Otlar kültür bitkileri gibi yapay ve kendini unutmuş değiller. “İstemediğin ot dibinde biter” sözü, “Sana en faydalı olan ot sana en yakın olandır” ile yer değiştirecek. Çünkü insanlar görecek ki bu otlar her türlü kimyasala ve hastalığa karşı, virüsler gibi kendilerinin bir üst versiyonunu yaratıyor, güçleniyor; toksinlerden ve hastalıklardan korunmak için çeşitli kimyasal maddeler üretiyorlar. Bu maddeler insanlar ve hayvanlar için de faydalı. Her hastalık için doğada bir bitki var ve yaşadığımız topraklar, Türkiye, bitki çeşitliliği bakımından son derece zengin.

“Yediğin şey neyse, sen o’sun” sözü de “Sindirebildiğin şeysin” olarak değişecek. İnsan, beslenirken sadece kendini değil, bedeninin içindeki mikrobiyotayı da beslediğini; hücrelerinin ve onların içindeki her bir yapının ayrı bir hayatı ve kimliği olduğunu; yaşamın sürdürülebilmesi için dengeleri koruyan bir sistem gibi işlemesi gerektiğini öğrenecek. Bunun aslında zor değil, basit olduğunu fark edecek.

“Hükmetme, yönetme, kontrolü ele alma” hırslarının karanlığında inşa ettiği medeniyetin içinde mutsuz, yalnız ve tatminsiz olduğunu; doğadan ve doğasından uzaklaştıkça kendine zarar verdiğini, zamanını ve enerjisini boşa harcadığını, kendini ölmeden öldürdüğünü anlayacak. Dünyayı daha az korkunç bir yer haline getirmek için birlikte çaba gösterecek insanlar.

Herkes küçük ölçekli bahçeler kuracak; yenilebilir ve tıbbi bitkiler yetiştirip kendi yiyeceğini ve ilacını doğal ve ücretsiz elde edecek. Yiyecek ve tedavi bakımından kimseye bağımlı olmadan. Modern tarımın aşırılıklarından sıyrılıp, yenilebilir ve şifalı bitkilerin zaten var olduğunu ve yapılması gerekenin yalnızca onların varlığını korumak olduğunu anlayacaklar. Ait olmadıkları yerlerde zorla yetiştirilen mısır, patates, buğday, pirinç gibi bitkilere; toprağa ve “yabani otlara” uygulanan baskı sona erecek.

İnsanlık, korku ve güvensizliğe dayalı kıtlık zihniyetinden uzaklaşarak doğal olana yönelecek ve stoklama hırsından kurtulacak. İnsan, “vahşi” doğanın uyumlu bir parçası olduğunu; tarıma dayalı medeniyetin doğaya düşman, aşırı çalışmayı gerektiren, hiyerarşik ve ekosistemleri tahrip eden bir yapı olduğunu; doğanın tasarımından koptukça dengesini kaybettiğini fark edecek. Tanrısıyla bağ kurmanın yolunun rutin ibadetlerden değil, doğaya dönüşten geçtiğini anlayacak.

İnsanların yiyecek eksikliği yüzünden değil; açgözlülük, delilik ve cehalet yüzünden açlıktan öldüğünü görecekler. Şişman, hasta, tatminsiz, mutsuz insanların sayısı azalacak.

Çünkü geleceğin ufukta değil, ayaklarının altında olduğunu ve hayatın amacının “kendi bahçesini yetiştirmek” olduğunu anlayacaklar.
Candide – Voltaire.

Dünyayı, insanları bahçecilik kurtaracak. Evet, herkesin kendi bahçesini ekmesi.

Medeniyet ise baksın başının çaresine.

İbişin Rüyası
Kırk defa yazarsam olur belki totemi.