Spinoza çok haklı. İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçlar.
“Seçimler gerçekten bir şeyleri değiştirebilseydi, yasaklanırdı.”
“Konu sana ne olduğu değil, buna nasıl tepki verdiğindir.” Epiktetos.
“Ayrı ayrı birer ahlaksız olan insanlar, toplu oldukları zaman namuslu kişiler olurlar.”
Montesquieu.
Gök, cehennem, nereden gelirsen gel, ne çıkar. Yeter ki gözün, gülüşün, ayağın açsınlar bana tanımadığım, sevdiğim bir sonsuzu.
İşte hayat; aşk, an, yol. Aşk bir “an”, hayat gibi; o anın uzunluğuna “ömür” diyoruz. Bu yüzden evren her an yıkılıp yeniden kuruluyor. Aşkın huyudur bu. Yıkılır gibi görünen bir an, bir…
Tesadüf değildin. Gördüğümde, geleceği hatırladım. “O işte” dedim, “bana ihtiyaç olmadan, bensiz de olabilecekken benimle olmayı seçen. Kendi olmasını, benimle olmaya bağlayan. O işte.” Üzerindeki en ağır örtüleri kaldırdın. Kendime iltimas geçtiğim, korktuğum, bahane bulduğum, kaçtığım ne varsa, yüreğimi bildin. Ne ben eski benim, ne de bu kalbim.
Batırdığımız güneşler, yollara düştüğümüz sabahlar, sarılıp kokladığımız ağaçlar, sesinde huzur bulduğumuz kuşlar, bulutlara baktığımız çimenler, balıkların renkleri, saçlarımızı karıştıran rüzgar, bağrımızı kavuran güneş, koşarak atladığımız sular, parıldayan deniz, tırmandığımız kayalar, rastladığımız insanlar, mola verdiğimiz duraklar, konuşmalarımız, konuşmadan anlaştıklarımız, kahkahalar, tartışmalar, karın ağrıları, barışmalar, en çok da sarılmalar… Hiçbir şey olmamış gibi, yeniden doğarmış gibi, seve seve…
Eğer “kutsal” olan bir şey varsa bu “yaşam”dır. Seninle ben aynı şeyin parçalarıyız, öyle yaratıldık. Şanslıyız ki birbirimizi bulduk. Sevgilim, seninle daha da mana buldu yolum, daha güzel oldu yolculuğum.
..............................
“Güzel insanlar biriktirin” gibi özlü sözler dolaşıyor etrafta. Okuduğunda “yine ne yaşadı kim bilir” oluyorsun. Kimisi de biriktirdiği insanın fotoğrafının altına yazıyor bunu; “bak, zor biriktirdim zaten seni, bir yere kaçma, yerini bil gözünü seveyim” der gibi.
“Güzel insan” ne acaba, hadi bunun tanımını yaptın diyelim; peki “biriktirmek” ne? Pul mu bu, magnet mi buzdolabına yapıştırdığın? Nasıl buldun, nerede buldun, kim kaybetti de sen buldun, sonra dürdün, biriktirdin. Biriktirdiklerin bunu biliyor mu? Onlara birer numara mı verdin? Seni kimleri biriktirdi, peki sonra kaça sattı? Kim biriktirdi seni gerçekten, düşündün mü?
Kendinizi kandırmayın arkadaşlar, kimse kimseyi biriktiremez. “Biriktirmek” kelimesi fena halde “para”yı çağrıştırıyor, cümle zaten baştan ofsayt. “Zor zamanlar için lazım olur nem’e lazım” alt mesajını veriyor mu, veriyor.
Birikimlerinizi kaç kere bozdurdunuz? Biriktirdiğinizi sandıklarınızın yerinde yeller esmiyor mu? Tamam, anlıyorum, en zor ya da en mutlu zamanında yanında olduğu en tatlı haliyle kalsın istiyorsun. Ama yok öyle bir dünya. Birikmiyor. Yaklaşıyor, biraz duruyor ama birikmiyor. Kimileri işi olduğundan, kimileri birikecek daha iyi bir kapı bulduğundan…
Üç, beş zaman sonra papaz oluyor, aldığı ürünün kalitesiz çıkmasından mağdur, şikayet özlü sözleri geliyor peşinden. İnsanoğlunu gidici doğasıyla kabullenemiyor bir türlü. Stokçu olmayın, yaşayın gitsin. Biriktirmeyin, bırakın gitsin; dönerse dönmesin.
Elisabeth Kübler Ross bir yaklaşım sonuçla “güzel insan” tarifi yapmış: “Tanıdığım en güzel insanlar; yenilgiyi, acıyı, çileyi, mücadeleyi ve kaybı yaşamış ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş, romantik ve anarşist olan insanlardır. Bu kişiler; yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar, onlar oluşurlar.”
O bir yaklaşık sonuç; tanımın kimine göre zalime bile uyması.
Oomaga! Göreceliliğin uçurumunu varın siz hesap edin.
Kısacası, her gördüğünüz sakallıyı biriktirdiğinizi sanarak yaşamayın. Günahtır.